Duayenden panorama
Sedat Özkan ağabeyimiz elli yıllık sanayici. 1970'lerin ortasında Futbol Federasyonu üyesi iken tanımıştım. Tatildeyken bir yazı ışınlamış. "Değerli Yeni Asır'ın duayenler, atağını kutluyorum. Ben de duayen sayılırım, benim fikirlerimi de köşenden sen aktar" diyor. İşte özeti:
"1960'ta işe başladığımda dolar 9, mark 2,5 lira, banka faizi yüzde 7 dolayındaydı. Zavallı halkın birikimlerini bedava kullanıyorduk. Hep böyle devam edeceği görüşünde idik. İleriyi maalesef göremedik.
1970'te yüzde 66'lık devalüasyon kafalarımızda boksör yumruğu gibi patladı. Şaşırdık, aniden fakirleştik, borçlandık.
Aradan uzun yıllar geçti. Yüksek faizler ve duran yatırımlar İzmir'i zor durumlara düşürmeye başladı.
25 yıl meclis üyeliği yaptığım İzmir Ticaret Odası'nın 1997'deki bir toplantısında, "Yoksulluğun neresindeyiz" başlığıyla olayları değerlendirmiş, sözlerimi "Dolar bugün 140 bin lira. TL'nin değer kaybı yüzdelere sığmaz oldu. Rüyalarımız ve dualarımız arasına maalesef dolar girdi. Allah bize bir doların bir milyon TL olacağını göstermesin" diyerek bitirmiştim.
Çok geçmedi, 2000 yılında dolar, bir milyon elli/yüz lira civarlarında dolaşmaya başladı. Dolar ile çalışanlar ve ihracatçılar zengin, dövizle hammadde ithal eden sanayiciler, TL ile satıp da döviz borcu olanlar fakir oldu.
Korkunç hayat pahalılığı başladı, satın alma gücü düştü, orta direk yok oldu, iki uç kaldı. Sanayici olarak bizlerin özvarlıkları bitti, zararlardan dolayı sermayemiz eridi.
İZMİRLİ İŞADAMI
Bizim sanayici ve işadamlarımız yüksek karla çalışmaya alıştı. Rekabeti, krizi ve yeni teknolojileri düşünmüyorlar. Oysa gelinen noktada başarının birinci sırrı organizasyon ve reorganizasyon. Teknoloji çok ilerledi. Ben bilirim devri kapandı. İşleri mutlaka değerli profesyonel yöneticilere devretmek lazım.
Yüzde 40-60 gibi karlar artık tarihe karıştı. Şimdi yüzde 0-10 arasına razı olup şükretmek lazım.
Hemşehrilerim affetsinler. İzmirli İş Adamları büyük yatırımları, istihdam politikasını sevmiyor. Aile şirketleriyle yaptıkları tek yatırım gayrimenkuller, Otel ve rezidanslar. Ailelerinden kalan servet, gayrimenkul sermaye iradı, üzüm, incir, tütün, pamuk, zeytinyağı üretimleri ve dövizdeki artış onlara yetiyor ve artıyor.
O halde yabancı sermaye getirmeye mecburuz. Onlara kur garantisi vergi, sigorta, elektrik gibi giderlerden oldukça yüksek subvansiyonlar vermek lazım ki bizi tercih etsinler.
KOLAY DÜZELMEZ
İhracatı cazip hale getirmek için, ucuz kredi, vergi iadesi ve bir sürü subvansiyonlar vermek lazım ama tabii bu da bir kültür meselesi. Bir zamanlar Eximbank uzun vadeli ve piyasanın çok altında ucuz krediler verdi ama bu paralar pahalı yazlıklara, yüks araba ve teknelere gitti.
Bir başka konu vergi. Türkiyede ki vergi kaybı hiç bir ülkede yok. Kara para, mafya ve uyuşturucu sektörünün ekonomideki rolü ne yazık ki büyük.
Öyle bir ortamdayız ki ekonomi mi siyaseti düzeltecek, siyaset mi ekonomiyi kimse bilemiyor.
İşe yaramaz bir eğitim sistemimiz var. Bu sistem durdurulmalı ve hemen 3 bin, 5 bin meslek okulunun açılması için kolları sıvamalı. Mesleksiz milyonlar meslek sahibi yapılmalı. Çekoslavakya ve Polonya son 25 yıldaki gelişimlerini meslek okullarına borçlu.
Çok optimist bir insan olmama rağmen işlerin kolay düzeleceği kanaatini taşımıyorum. Bu kriz birkaç sene daha bizi üzebilir.