Hayatımızdaki en önemli konuların neredeyse başında üniversite sınavı yer alır. Bu yarışma hemen herkesi direkt veya dolaylı ilgilendirir.
Dünyanın en genç nüfusuna sahip olduğumuz gerçeği bu sınavda kendini gösterir. Evlatlarımız yaşamlarını ilgilendiren bu dönüm noktası sınava 12 senelik bir eğitimden sonra katılırlar. Yaklaşık her yıl 1,5 milyon genç beyin bu sınavda ter döker. Ellerinden geldiğince, imkanları ölçüsünde hazırlık yaparlar.
Velilerin ve sınava girenlerin bu hayati sınavı yapanlardan tek bir beklentisi vardır : sınavın adil olması.
Peki, sınavın adil olduğundan şüphemiz mi var?
2010-2011 yılının üniversite sınavında yaşananlar ortada ve hala hafızalarımızda tap taze duruyor olunca, doğal olarak bu soru ve şüphelerde tazecik beyinlerdeki yerini koruyor.
Geçen yıl yaşananlara ek olarak bu yıl sınava girecekleri katsayı değişikliği nedeniyle yeni bir kaos daha bekliyor. Alt yapı çalışması yeterince yapılmadan katsayı değişikliği yahut başka bir değişiklik yapılınca neler olduğunu geçen yıl acı bir şekilde gördük ve tecrübelendik. Hala ısrarla temeli sağlam olmayan, uzmanlarca yeterince tartışılmayan bir değişiklik yaparak taze beyinleri hayata küstürmenin ne alemi var acaba?
Eğitim , öğretim ,sağlık , güvenlik , adalet gibi devletin verdiği hizmetlerde eşitlik ve adalet olmazsa olmazdır. Olmaz ise devlete güven olmaz. Biz tarihin başından beri var oluşumuzu devlet terbiyemize ve ciddiyetimize borçluyuz. Geçmişimizde hiç kabile gibi yaşamamışız, hep devlet olmuşuz. O yüzden tarihin başından beri hep varız.
Makamların liyakatın yanı sıra yetenekli adaletli, tecrübeli insanlarla işgal edilmesi,ettirilmesi devletin asıl görevlerinin başında gelir. Eğer bir kişi bile bir yöneticinin bilgisizliği yada ters bir kararından dolayı zarar gördüyse, o makam sahibinin ısrarla o koltuktaki görevinden alınmasını beklemesi dahi, oraları hak etmediğinin bariz bir göstergesidir. Onurlu insanlar görevden alınmayı beklemez, istifa ederler.
Hele eğitim ve öğretimle ilgili bir kurumun başındakiler daha çok dikkat etmelidirler. Kendini istifa etme onurunda göremeyecek kadar eğitimsiz-öğretimsiz birinin bu kadar önemli kurumların başında olması önemsenecek konuların,detayların başında yer almalıdır.
ÖSYM geçen yılki sınavda başarısız olmuştur. Bu başarısızlığın faturasını sorumluları kimse mutlaka ödemelidr. Yaşattıklarının deprem gibi bir felaketle evlerin insanların başına yıkılmasından hiç farkı yoktur. Hatta verdiği tahribat daha da büyüktür. Yıkılan binayı bir şekilde yerine koyma şansı var, peki ya yıkılan hayatları?
Cem Yılmaz’ın bir reklam filmiyle dillere pelesenk olan “ eğitim şart “ sözü sadece eğitim alma gayretindekilere gerekli değil, esasen eğitimi verenlere ve bunu da adil olarak dağıtmak durumundakilere şart olan, ilk önce aranan vasıf olmalıdır.