İnsanlık, geçmiş medeniyet sırlarına ulaşmaya tüm hızıyla devam ediyor. En son ulaşılanlardan biri de şu ünlü Truva filminden de hatırlayacağımız Akhilleus’un Anadolu kökenli, hatta Egeli olduğu imiş. (Bu arada Fransızca okunuşu Aşil iken aslı olan Yunanca yazımı ve okunuşu Akhilleus'muş)
Dünya bu tip haberlere yoğun ilgi gösterirken bizim için sanki sıradan birşeymiş durumu yaşanmakta. “Biz zaten biliyorduk” edasıyla hiç şaşırmamışız gibi davranıyoruz.
Oysa elimizdeki koz kartlara çok güzçlü bir tane daha ekledi,ama nasıl oynayacağımızı yine bilemiyoruz. Elin ecnebisi, “buradan daha önce bilmemne kralının kızının , yengesi su içmiş ” diye uydurup pek çok turizm alanı yaratıyor, biz ise elimizin altındaki tamamen gerçek alanları duyuramıyoruz. Bırakın duyurmayı önemsemiyoruz bile.
Dünyanın en tanınmış kentlerinden biri Paris. Kimine göre tanıtıma hiç ihtiyacı olmayan kentlerin başında geliyor. Bir toplantıda “2007 yılının Paris’i tanıtma bütçesinin 128 milyor dolar” olduğunu duyduğumda çok şaşırmıştım. Elin oğlu kentini tanıtmaya bu kadar para harcarken, acaba ülkemizin tanıtımına bizim harcadığımız pay ne kadardır?
Kendime “ biz neden böyleyiz “ diye sordukça ,kendimden aldığım cevaplara çok üzülüyorum. Kendi kendimi aldatmak, yalan söylemek istiyorum; ama olmuyor.
Şu sıralarda İzmir için çok önemli bir konu olan kruvaziyer turizmi yine gündemde. Ticaret Odamızın Başkanı Sayın Ekrem Demirtaş’ın sabırla yürüttüğü bu değerli çalışmanın sonucu gemiler sıkça körfezimizde görülmekte.
Turist başına alınan “ayak bastı parası” adındaki anlamsız bir parayı bile yıllardır ödeyen İzmir Ticaret Odası, konuyu çok önemli bir noktaya kadar getirme başarısını göstermiş durumda. Şimdi gemileri alıştırdık ama daha profesyonelce gelebilmeleri için çok önemli bir eksik var ; liman. Sayın Demirtaş ; “ 19 milyon turist kapasiteli bir organizasyonla karşı karşıyayız, bu kapasitenin ne kadarını İzmir’e getirebiliriz, bunu tartışmalıyız ”diyor. Kaldı ki bu gemileri buraya çekmeye çalışırken birkaç tane de rakip liman var. Onlar da en az bizim kadar bu gemileri ülkelerinde, kentlerinde görmek istiyorlar.
Yani akıl ve mantık dairesinde konuyu ele almak şart olmuş.
Bu rakam inanılmaz bir potansiyel. Her yıl 4-5 milyon turistin kentimizin sokaklarında, ören yerlerinde dolaşması sanırım fena olmaz. Kentimizi , güzel ülkemizi tanıtmanın en güzel yollarından biri ayağımıza gelmiş durumda. Paris, o bütçeyle sadece kongre turizminden 10 milyondan fazla turisti çekmekte. Sabırla yapılan bir çalışmanın sonucu olarak böyle bir fırsatı neredeyse hiç para harcamadan yakalamışken, bu şansı iyi değerlendirmek zorundayız.
Empati yaparak bir soruya içimizden cevap almalıyız: “kruvaziyerler neden İzmir’i seçsin?”
Bu sorunun cevabında ne çıktıysa ona ulaşmak için kulis, lobi, siyaset yada adını her ne koyarsanız koyun şimdi onları yapma zamanı. EXPO çalışmalarında nasıl bir araya geldiysek, yine bir araya gelmeliyiz. Bu konuyu sahiplenmeliyiz. EXPO’daki hataları yapmadan, kentimizin, ülkemizin geleceğini düşünmeli ve sağlam ilerlemeliyiz.