İlk çağlarda gücün göstergesi nüfusdu. Aşiret yada kabile denen oluşumlarda üstünlüğün en bariz belirleyicisi insan sayısıydı. Kim daha çok kalabalıksa, söz sahibi oydu.
Aslında, günümüzde de pek fazla değişiklik olmadı. Kalabalık nüfusu, güce çeviremezsen fakir ülke, çevirirsen lider ülke oluyorsun.
Çin, fazla nüfusunu işgücüne çevirdikten sonra 50 yıl önceki halinden kurtulup, yeni dünyanın en zengin ülkesi,veya tehdit sayılan kuvveti oldu. Dünyanın en büyük ekonomisi şu anda Çin’de.
Bu büyük insan sayısını kontrol altında tutmak ise, işin en güç tarafı. 4 – 2 – 1 diye bilinen nüfus planlaması ile ailelere olağan üstü durumlar dışında tek çocuk dünyaya getirme zorunluluğunu getirmişler. İkiz yahut üçüz olması dışında, ikinci yada üçüncü çocuğu isteyen aileler yüksek vergiler ödüyorlar. Kısacası sosyal yaşamla ilgili en büyük çabalarını nüfuslarını dengede tutmak için harcıyorlar.
Son hızla bir büyüme ve adından söz ettirmeye başlayan ülkemizde ise durumumuz pek çok ülke tarafından kıskanılmakta. Çok genç bir nüfus yapısına sahip olmamız kıskançlığın yanı sıra bazı dev ekonomili ülkelerde endişeye sebep olmakta.
İçinde yaşadığımız 2011’de ilk ve orta öğretimdeki öğrenci sayımız 16 milyon. 2 milyon gencimiz de üniversitelerde öğretim görmekte.
Önemli soru şu: “Ülkemiz bu gücün farkında ve yeterince doğru kullanıyor mu?”
Ben, farkında olsak bile bu genç gücün verimli bir şekilde üretime sokmak için iyi yönlendirme yapılamadığı, düzgün bir planlamamız olmadığı ve dolayısıyla da doğru kullanılamadığı görüşündeyim.
Ülkemizin en büyük eksiklerinden biri, hiç kuşkusuz envanter eksiği. Tam olarak neyimiz var neyimiz yok bilmiyoruz. Bir kurumun elinde hiç kullanılmayan emtia, bir başka kurumun yana döne aradığı bir ihtiyaçken, bunları birbirlerine aktarma kabiliyetimiz yok. Çok işe yarayan milli servetler, atıl olarak kalmakta, bir müddet sonra da hurdalıklara atılmakta.
Aynı şey genç nüfusumuz için de geçerli. Hangi iş dallarının ne kadar iş gücüne ihtiyaç var, hangi mühendislik mezunlarına kimin ne kadar ihtiyacı var, ülkemizin kaç hukukçuya, iktisatçıya ihtiyacı var, net olarak bilinmemekte. Öğretmen olmaya hak kazanmış pek çok gencimiz atama beklerken, pek çok okulda öğretmen eksiği yüzünden dersler boş geçmekte. Mavi ve beyaz yaka ihtiyacı ne kadar bilinmemekte.
Aileler, boğazlarından keserek çocukları üniversite okusunlar diye anormal fedakarlıklar yapıyorlar. Çocukları fakültelerden mezun oluyorlar, fakat senelerce işsiz kalıyorlar.
Peki böyle mi olmalıdır?
Elbette hayır. Devletimiz, üniversitelerimiz derhal bu konuda bir çalışma yapmalılar ve sonucunu ilan etmeliler. Çocuklarımızı ne yönde yetiştireceğimizle ilgili önümüze seçeneği bol bir yol haritası koymalılar. Ve iddia ederim ki bunun ardından gelecek başarıya kimse engel olamaz .