Kaç zamandır yine kan ağlıyoruz. Şehit tabutları peş peşe geliyor. Askerimizin, polisimizin görevi Güneydoğu'daki insanların namusunu, malını, mülkünü korumak. Gerektiğinde aç susuz, uykusuz görev peşinde koşan bu fedakar insanlara, oralarda başka ülkenin askeri, polisi gibi bakılıyor. Yol ortasında saldırıya uğrayıp öldürülüyorlar, gelip geçen sadece seyrediyor.
Malum, çözüm için iki yol var. Ya demokratik siyasetle uzlaşma yoluna gidilecek ya da Kandil berhava edilecek, silahlı güç tasfiye edilecek. İlkine PKK ve uzantısı BTP'liler engel oluyor. Demokratik siyaset onların sadece dillerinde. Kafalarında önce özerklik yani federasyon sonrasında bağımsız Kürdistan var. İkincisine yani bataklığın kurutulmasına ise iki yüzlü dostumuz ABD engel oluyor, Kandil'e gitmemize izin vermiyor.
VATANDAŞ SORUYOR
Sokaktaki vatandaş soruyor; Biz devlet gibi devlet değil miyiz? Teröristleri besleyenlerin ABD, AB ve İsrail'den oluşan karma güçlerin olduğundan şüphemiz yok. Kürdistan projesinin PKK'nın değil onların projesi olduğunu biliyoruz. Ama işte onlara rest çekemiyoruz. Nasıl dünya devleti oluyoruz biz?
Onlar bölmek istiyor biz bölünmek istemiyoruz. Bölmek isteyenlerle bölünmek isteyenlerin savaşı var ortada. Onların taşeronluğunu yapan ihanet şebekesi azıttıkça azıtıyor. Güneydoğu ve Doğu'nun her metrekaresinde boy gösterebiliyorlar. İstedikleri yerde yakıp yıkabiliyorlar. İstedikleri zaman askerimizi kaçırıp öldürüyorlar.
Bölge ablukaya alınıyor, uçaklar, helikopterler, operasyonlar sürekli terörist avında, sonuç yok. Çünkü terörist kahpe pusulardan sonra gözden kaybolup anasının babasının evinde dinlenmeye çekiliyor. Bizim MİT'imiz, Askeri ve polis istihbaratımız ne iş yapar, bilemiyoruz. Devlet adamlarımızın o çok güvendikleri ABD ve İsrail istihbaratı ne oldu? Kime yarıyor, onu da bilemiyoruz.
Cumhuriyet savcıları ne yapar, anlayamadığımız bir başka konu da bu. İmralı ve Kandil'e selam çakanlar, Diyarbakır'da "İkinci Meclis" toplayıp özerklik ilan edenler Anayasa suçu işlemiyorlar mı? Bu nankörlüğün bir yaptırımı, bir cezası yok mu? İstedikleri verilmezse ülke kan gölüne dönermiş. Bu tehditlere, bu meydan okumalara ne zamana kadar tahammül edeceğiz?
SABIRLAR TAŞIYOR
Sokaktaki vatandaş salt PKK ve BTP'ye değil Gazete ve televizyonlarda sivil insiyatif üzerine ahkam kesenlere de nefretle bakıyor. Küresel sermayenin Türkiye ayağını temsil eden, dilleri dinleri belirsiz bu dönmeler insan haklarından, demokratik haklardan dem vuruyorlar. Şehit anneleri, babaları, şehit Mehmetciklerin cenaze törenlerinde vatan bölünmesin, ezan dinmesin, bayrak inmesin diyenler, bizler yani hepimiz, ihanet şebekelerine olduğu kadar bu sahte hümanistleri de lanetliyoruz.
Sivil siyaset taviz verdikçe kanlı siyaset azıyor. PKK HAKETTİĞİ KARŞILIĞI GÖRMÜYOR. Bugüne dek kin ve nefret tohumlarından uzak kalmaya çalışan insanların sabırları taşıyor. Ben bunu bilir bunu söylerim.