Yazımı kaleme aldığım şu saatte siyaset sahnemizden inerek
ebedi dünyaya gönderdiğimiz merhum Sayın Necmettin Erbakan’ın cenaze töreni
yapılmakta.
Birkaç cümle ile 85 yıllık yaşamı özetleniveriyor. Bütün
görsel ve yazılı basında merhum Erbakan’dan bahsediliyor.
Bütün yaşamını yitiren kıymetli şahsiyetlerin değeri nedense
hep ölümlerinden sonra anlaşılıyor. Aslında bu sadece bizim ülkemizde
değil,bütün dünyada böyle. Sanat dünyasından edebiyat dünyasına, siyasetten
ilim dünyasına pek çok değerli isim, yaşamlarını yitirince hep bu duruma
düşüyor. Kendisine gönül verenleri kastetmiyorum, seven sevmeyen herkes
yaşamında göstermediği ilgiyi merhum Erbakan Hocaya ölümünden sonra gösterme
yarışına girişti. Ve bu görüntü hiç hoş değil.
Merhum Erbakan Hocamız, aslında çok kıymetli bir mühendis.
2.Dünya Savaşının hemen ardından, tüm dünya sanayileşme adına hamleler başlattı.
Bu savaşın baş aktörü Almanya, adeta yarışa dönen bu sanayileşme evresinde pek
çok şeyden faydalandı. İş görecek gücün yanında üstün beyinleri de ithal ederek
yeni bir Almanya yaratmaya kararlıydı.
Bu üstün beyinlerden biri de merhum Erbakan’dı. Dönemin
savaş kazandıran silahı olan tankı en iyi şekilde yapmak isteyen Almanlar,
Erbakan Hocayı aralarına aldılar ve o önemli fabrikada işin en başına getirip
baş mühendis yaptılar.
Almanya tecrübelerini vatan hasreti çektiği ülkesinde
uygulama sevdasıyla, yapılan muhteşem maddi-manevi teklifleri geri çevirip
vatanına dönüş kararını vermesi ile aslında dünya, bir bilim adamından yoksun
kaldı.
Sanırım başarmaya çalıştıkları için en geçerli yolun
siyasetten geçtiği inancında olması O’nu siyasete itti. Siyaset aslında pozitif
bilim adamlarının pek hoşuna gitmeyen bir alan. Kumpasla ölçüp hesaplama
yapmak yerine zor ve sabırlı bir yola
girmesi, hareketine milli görüş adını vermesi, kitleleri ardından sürüklemesi
tamamen O’nun tercihiydi.
Siyasette hedef ve
başarı ülkeyi yönetmektir. Uzun bir süre Başbakan Yardımcısı olarak hizmet
ettiği ülkesine 54. hükümetin Başbakanı olarak da hizmet etti. Bilim yerine
tercih ettiği siyasette de gelinecek en üst makama kadar geldi. Bu da hedefine
ulaştığının ve başarılı olduğunun bir göstergesidir.
Gümüş motor olarak kurduğu, daha sonra adı Pancar Motor olan
bir değeri bir ilk olarak ülkemize kazandırması, ardından (ki bunu yeni
öğrendim) Devrim adı verilen ilk yerli otomobilimizin yapımında çalışmış olması
sanayileşme öngörüsünün ne denli güçlü olduğuna en büyük kanıttır.
Eminim benim gibi pek çok insan içinden “ keşke siyaset
yerine sanayileşme evresinde ülkemize hizmet verseydi “ diyordur.
İnandıkları vardı Hoca’nın. Kendine özgü bir dünya görüşü
vardı. Örneğin benim görüşlerimle bağdaşmayan bir siyasi ideolojisi vardı.
Bugüne kadar hiç oy vermedim, vermeyi aklımdan bile geçirmedim. Ama hiç taviz
vermeden, inandıkları için tabiri caizse hiç kıvırmadan son nefesine kadar
yaptığı, sonuçlarına katlandığı fikirlerini savunma ve yayma çabasından dolayı
O’na büyük saygı duyuyorum. Allahtan rahmet eylesin.