Balyoz Davası ile ilgili geçen hafta
yaşananlar yine kamuoyunun gündeminde yer almış, gelişen olaylar sonrası ise
vicdanlar yaralanmıştı.
Halen orduda görev yapan üst rütbeli birçok
komutan duruşma esnasında mahkeme savcısının talebi ve mahkeme heyetinin
değerlendirmesi sonucu “tutuklama” kararıyla karşılaşmış, mahkemede hazır
bulunan sanıkların bir çoğu da bu karar gereği tutuklanarak cezaevine
gönderilmişti.
Tutuklananlar arasında 8. Kolordu Komutanı Korgeneral
Mustafa Korkut Özarslan’da bulunuyordu. Özarslan paşanın geçmişi başarılarla
doluydu ve 2017 yılının Genel Kurmay Başkanı olarak görülüyordu. Elazığ depremi
sonrası kolordunun üstün çalışmalarından dolayı yöreyi ziyaret eden Başbakan
tarafından da takdir edilen ve başbakan tarafından muhabbetle kucaklanan bir
komutanımızdı.
TSK’n birçok üst düzey ve emekli
komutanlarının tutuklandığı “Balyoz Davası” ile ilgili yargılama devam
etmektedir. Komutanlar hakkında kararı yüce Türk yargısı verecektir. Temennimiz
yargılamaların bir an önce sonuçlandırılması ve mağdur olan insanların mağduriyetlerinin
sona erdirilmesidir.
Balyoz Davası ile ilgili verilen tutuklama
kararı sonrası ortaya çıkan acı bir gerçek ise tüm kamuoyunun vicdanını
sızlatmıştır.
Tutuklanan Korgeneral Mustafa Korkut
Özarlan’ın biricik annesi rahatsızlığından dolayı Gata’da yatarak tedavi
görmektedir. Oğlunun tutuklandığını tedavi gördüğü hastanede duyan anne bu
habere çok üzülür ve tansiyonu fırlar. Hastanede hekimleri hemen tıbbı müdahale
yapsalar da anneyi kurtaramazlar ve anne kalbi bu acıya daha fazla dayanamaz,
hakkın rahmetine kavuşur.
Hakkın rahmetine kavuşan annenin bir tek
oğlu vardır ve o da tutukludur. Paşanın annesinin cenazesine katılması ve son
görevini yapması ise mümkün değildir.
Adalet bakanlığı Ceza infaz Yasası gereği
birinci derecede vefat eden tutukluların cenazeye katılmalarıyla ilgili bir
prosedürü bulunmamaktadır. Yani, siz tutuklu iseniz ananızda, babanızda vefat
etse, mevzuat gereği size izin verilip, ananıza, babanıza karşı son görevinizi
yerine getirmeniz mümkün değildir.
Ergenekon davasından tutuklu Prof. Dr.
Mehmet Haberal babasını kaybetmesine rağmen “mevzuatta yeri olmadığı”
gerekçesiyle babasının cenazesine katılamamış ve babaya karşı son görevini de
yerine getirememişti.
Adalet Bakanlığı bu konularla ilgili sadece
hükümlülerler için bir uygulama yapıyordu. Şayet hükümlü iseniz ve birinci
derecede yakınlarınızı kaybetmiş iseniz savcılığın da uygun bulması kaydıyla
ailenize karşı son görevinizi yapabiliyorsunuz. Tutuklularla ilgili bugüne
kadar herhangi bir düzenleme olmadığı için ister ananız, ister babanız, isterse
eşiniz, çocuğunuz vefat etsin cenazeye katılmanız mümkün değildir.
Mevcut bu uygulamanın sorumluları ise kanun
yapmakla, sosyal devleti gerçekleştirmekle sorumlu olan bugüne kadar ki yasama
ve yürütme organlarıdır. Bu ayıb, bugüne kadar görmeyen, çözmeyenlerindir.
Balyozdan tutuklanan Koramiral Özarslan
paşa annesinin vefatı üzerine savcılığa müracaat ederek, cenazeye katılma
talebini iletir. Savcılık talebi inceler ancak, yukarda da bahsettiğimiz gibi
mevzuatta böyle bir imkân bulunmamaktadır. Diğer taraftan olay basın ve medyada
da yer almış, halkın vicdanında da derin izler bırakmıştı.
Çaresiz kalan savcılık konuyu çözmek için
çabalar ve nihayet olay başbakan’a intikal ettirilir. Konunun hassasiyetini
dikkate alan Başbakan “özel izin” çıkarılması talimatını verir.
Özarslan paşa Başbakanın özel izniyle
annesinin cenazesine katılır ve anneye karşı son görevini yaparak O’nu
ebediyete uğurlar.
Bu olayda yaşananlar bizlere göstermektedir ki; Özellikle devleti
yönetenlerin yeri geldiğinde “vicdani sorumluluk” almalarının ne kadar önemli
olduğunu göstermektedir.
Hayat insanın başına nelerin getireceğinin
önceden işaretlerini çoğu zaman vermemekte, yaşanan bir takım sıkıntıların,
yanlışlıkların bedelini ise suçu günahı olmayan anaların, babaların, kısacası
aile fertlerinin de ödemek zorunda kalması acı bir gerçek olarak ortaya
çıkmaktadır.
Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın ve Korgeneral
Özarslan Paşanın yaşadıkları bu olaylar basın ve medyada yer bulduğu için
kamuoyu vicdanında yer bulmuştur. Oysaki bu tür olaylar halen cezaevlerinde
tutuklu bulunan yaklaşık 60 bin kişi içinde söz konusudur. Basın ve medyada yer
almayan, ancak her gün benzer olayların yaşandığı cezaevlerimizle ilgili bu iki
olay örnek olurda tutuklu ve hükümlülerimize karşı ülkeyi yönetenler
“vicdanlarının sesini dinleyerek” daha çağdaş daha insani düzenlemeler yaparak
vicdani sorumluluklarını yerine getirirler.