Çocukluğumda “ Uzay 1999 “ diye bir dizifilm vardı. Lazer tabancalı savaşçılar , kolundaki saatiyle haberleşme yapan askerler, helikopter gibi yerden havalanabilen uzay otomobilleri vs.
1970’li yıllarının ortalarıydı,ilkokul öğrencisiydim. Ben ve arkadaşlarım ,1999 yılının bu yeniliklerin kullanılacağı bir dönemin başlangıcı olacağına sonuna kadar inanmıştık.
Aynı yıllarda televizyon, teknolojik en büyük yenilik ve en önemli eğlence aracıydı. Bunların yanı sıra aynı zamanda da sahip olanlar için bir ayrıcalık ürünüydü.
O zamanlar bir de savaş filmlerini çok severdik. Özellikle 2.Dünya Savaşını anlatan filmler pek izlenirdi. Despot ,akıllı,her durum için önlemler zincirini nakış işler gibi işlemiş Almanlara karşı, kurtarıcı Amerikan askerleri.
Kimi zaman esir kampından kaçmaya çalışan Amerikalılar, ya da o kampta esir olanları kurtaran bir Amerikan müfrezesi,ya da casusluk faaliyetinde bulunan şimdiki dünyanın en iyi istihbaratının mayasını oluşturan kahraman (!) Amerikan ajanları.
Hep dünyayı yada mağdur olanları güçlünün şiddetinden, zulmünden koruyan Kahraman Amerikalılar!
“Teknoloji hayal gücüyle beslenir ve gelişir “ fikrine bilim adamlarının bazıları şiddetle karşı çıkıyor. Bütün bu gelişmelerin, çağa uygun gerekli icatlar olduğunu savunuyorlar. Bilim adamlarının büyük bir bölümü ise, tıpkı Uzay 1999 dizisindeki gibi kolundaki saatle iletişim kurmanın, hatta bu günlerde 3G adını taktıkları görüntülü konuşmanın yapıldığı cep telefonlarının fikir babası olduğu gerçeğinde birleşmişler.
Elbette teknolojiyi reddetmek mümkün değil. Çok ucuz paralara ses ve görüntü transferinin sokaktaki insanlar tarafından dahi başarıyla yapıldığı bir dönemde, artık casusluk bile önemini yitirmiş durumda. Kim casus, kim vatandaş belli değil. At izi , it izine karışmış vaziyette.
İşte şu meşhur WikiLeaks, kontrol edilemeyen teknolojinin dünyanın başına dert olmasına en iyi örnektir.
Wikileaks belgeleri gazeteciler için bir gömü, devletler ve diplomatlar için ise kara günler olarak adlandırılıyor. Devletlerin yaptığı özel görüşmelerin bu denli gözler önüne serilmesi tam bir global politika skandalı halini almış durumda.
Kişilerin mahremiyetleri nasıl özel ve gizli kalmalıysa, devletlerinki de aynı mahremiyet haklarına sahip olmalıdır. Kişilerin özel hayatlarını ayaklar altına almak ne kadar çirkinse, bu ondan da berbat bir durumdur.
Amerika, dünyanın sahibi olduğunu iddia ederken aslında ne kadar zavallı olduğunu bir kez daha tüm dünyaya gösterdi. Kimine göre bu skandal Amerika’nın yaptığı bir durum olarak da değerlendirilse bile, aslında aczininin ilamıdır.
Atomu da onlar parçaladı,bomba yaptı. Dinamiti de kayaları patlatmak için onlar yaptı. İnterneti de onlar buldu, sonuçları ortada.
Herşey insanlığın faydasına diye yapılıyor ama sonrası önemli. Hayal gücüyle teknolojiyi geliştiren dünya, bunların kullanıcısının insan olduğunu ve onların arasında da zehirli beyinlerin herzaman olacağını asla unutmamalı. Yoksa çaresizlik kaçınılmaz bir son olacaktır.