6 yıldır metroyu tartışıyoruz.
Bitmeyen senfoniye dönen 5.5 kilometrelik Üçyol-Üçkuyular ve Ege Üniversitesi-Evka 3 hatlarını konuşuyoruz.
Büyükşehir Belediyesi'nin beceriksizliğine dem vuruyoruz.
Verilen bitiş tarihlerinin hepsinin boş çıkmasına kızıyoruz.
Yolların aylardır kapalı olmasından çektiğimiz trafik eziyetine isyan ediyoruz.
Yapılamayan 3 hattı Ulaştırma Bakanlığı'na devretmeye hazırlanan belediyenin düne kadar 'biz yaparız' söylemlerinden nasıl çark ettiğini anlamaya çalışıyoruz.
12. yıla giren bugünkü yönetim anlayışının, kentte ulaşımı rahatlatma adına sınıfta kaldığından dertleniyoruz.
Sonra da oturup tartışıyoruz bunları.
Tartışmayıp sadece iş yapanlar ise bakın nereye geliyor.
Kurban Bayramı'nı tatil belledik, önce Berlin ardından da Prag'ın yolunu tuttuk.
İki şehre de hayran kaldık.
Özellikle de ulaşım sorununu kökten çözmelerine imrendik.
Bizim kentte ise arabayla gitmeye kalksak, otobüse binmek istesek, topu topu 12 kilometrelik numunelik metroyu kullansak da dert.
Ama Berlin'de bir yerden bir yere gitmek dünyanın en kolay işi.
Yerin altında 180'nin üzerinde istasyonu olan 147 kilometrelik metrosu var. İki dakika da bir geliyor tren
Yer üzerinde tramvay, kenti dolaşan tren var.
323 kilometre uzunluğunda bu hatlar. Dünyanın 3. büyük metrosuna sahip Berlin'de oturanlar.
Bizim ki gibi 3.5 milyon nüfuslu kentte elin gavuru tartışmamış havanda su dövmemiş yapmış.
Her yeri tarih Prag da farklı değil. Tramvayı otobüsü, metrosuyla onlarda çözmüş ulaşımı.
Temizliği de çözmüş adamlar.
Bizim kentin her yeri çöplük
Yolları, ara sokakları, ana caddeleri çöp ve pislik içinde. Sigara yasağından beri her yer izmarit dolu bizde.
Oralarda sokakta sigara İzmariti görmek için sürekli yere bakmasanız da nafile göremezsiniz.
Şunu anlıyorsunuz.
Türkiye'nin batıya açılan penceresi İzmir Avrupai bir şehir falan değil.
Hatta şehir değil.
Kenti yöneten zihniyet kendini değiştirip yenilemediği sürece de böyle kalacağı kesin.
Birinci Kordon'daki 80 santimlik perdeyi tartışıyoruz günlerdir.
Hem Berlin'de, hem Prag'da benzer özellikte olan caddelerde kafeler, restoranların etrafı camla çevrili üzerleri de tenteyle örtülü.
Bizdeki zihniyet 'yaptırmam' diye tutturuyor.
Neyi yaptırmayacağını kendi de bilmiyor gerçi.
Ama elin Alman'ı, Çek'i tarihin ortasında kafelere, restoranlara oturanların en rahat edeceği şekilde etrafını üzerini kapatmasına izin veriyor.
Bu kenttin ana sorunu yönetimsel zihniyetteki sakatlık.
Çözümsüzlüğü çözüm gören, tartışmalarla zaman geçiren, havanda su döven anlayışın kökleşmesi.
Bu anlayış gitmeden biz daha çok tartışırız.
Elin gavuru ise bize çok değil 50 yıl fark atar her konuda.