Bir Hint masalına göre, kedi korkusundan devamlı endişe içinde yaşayan bir fare vardır . Büyücünün biri, fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür.
Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür.
Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlar.
Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok.
Onu eski haline döndürür .
Ve fareye der ki : “Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem .”
Bu masalın değişik versiyonları neredeyse her milletin anonim kültüründe vardır. Yukarıdaki özet masalın verdiği anafikir, bizim öz kültürümüzde de atasözleriyle, masal yada destanlarıyla çokca mevcuttur.
Geçmişimizde, esareti ve onu doğuran korkuları hiç sevmediğimiz açıktır. Pek çok zaman imkansız diye nitelendirilebilecek durumdan, cesaretle çıkmış bir milletiz biz.
Bunun en bariz örneği Çanakkale’de yazdığımız mucizelerle dolu bir destan ve hemen ardından kahramanlıklarla dolu, zeka yüklü ve en önemlisi de cesaret temelli İstiklal Savaşımızdır.
Bu mücadelemizi, o dönemin işgalci zihniyeti bizdeki kavramıyla “cahil cesareti” olarak değerlendirmişlerdi. Çünkü, imkansızın savaşı veriliyordu. Başarmamız için hiçbir gerecimiz yoktu. İşgalciler, işgale destek veren yandaşlarla güzel vatanımın her köşesinde keyifle Türk kahvesi içiyorlardı. Onlara göre sadece korkusuzca ve cesaretle, adeta iğneyle kuyu kazan bir küçük topluluk ne yapabilirdiki?
Geçmişte olduğu gibi bir destan yazabileceklerini hiç ummadıkları bu asil millet, bir kez daha içtikleri kahvenin boğazlarından kolayca geçemeyeceğini gösterdi onlara. Kısa süreli bir işgal zevkinden sonra, nasıl kaçtıklarını süslü cümlelerle tarihçilerine yazdırmanın yollarını arayıp durdular.
Bu korkusuzluk bize, bugünkü yaşam şartlarımızı hediye etti. Cumhuriyetimizi kurdurdu. Saygın, önemli bir devlet olarak tarih sahnesindeki yerimizi sağlamlaştırdı.
Korkmamak lazım, cesaretli olmak lazım, ötelememek lazım, adam gibi yaşamak lazım. Bütün bunları yaparkende elde ettiklerimizi sevmemiz, sahip çıkmamız lazım.
İngilizlerin ünlü yazarı Shakespeare diyorki :
İnsanların çoğu sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor , gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.
Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.