Aydın'da bir bölümü aşevi, bir bölümü sosyal tesis olarak kullanılan bir bina.
Arsası Maliye'nin, binası ise belediyenin...
5 yıl öncesine kadar arsası da belediyeninmiş ama vergi borçlarına karşılık 'ver kurtul' anlayışıyla tapu Maliye'ye teslim edilmiş.
Aşevinden yaşlılar, muhtaçlar, engelli çocuklar ve garibanlar yemek yiyordu.
Her gün bin 200 civarında Aydınlı'nın karnı buradan doyuyordu.
Yaklaşan Ramazan nedeniyle kurulacak iftar çadırlarına buradan daha çok yemek çıkacaktı.
'Çıkacaktı' diyoruz çıkamayacak.
Çünkü, bir devlet kurumu, diğer devlet kurumuna bu hizmeti yapmasını çok gördü.
5 yıldır arsası üzerindeki binanın belediye tarafından kullanımına ses çıkarmayan Maliye ne olduysa 'arsamı isterim' diyerek aşevini ve sosyal tesisleri tahliye etti.
Eminim ki...
Çilingirciyle kapıyı açıp tüm eşyaları kapının önüne bırakanların başı göğe ermiştir.
Her gün yemek yiyen bin 200 garibanın aç kalmasına yol açanlar, görevlerini yapmanın huzuru içindedirler.
Ramazan ayında garibanların, iftar yapacakların umudu olacak o aşevinin kapısına kilit vurarak umutları söndürenler, yaptıkları işle iftihar ediyorlardır.
5 yıl sonra arsayı hatırlayıp, haziranda 'boşaltın' yazısı üzerine istenilen, belediyenin kendi yapacağı aşevini açmak için ihtiyaç duyduğu 90 günlük süreyi bile beklemeyenler, son derece mutludur.
Devletin bir kurumu, diğer bir devlet kurumuyla çatışmaz, çocuk gibi 'benim senin' kavgasına tutuşmaz oysa.
Hele hele kirasını ödemeyen kiracıya, mal sahibinin çektiği muameleyi hiç çekemez.
Çekerse 'olmayacak bir iş' yapar.
Bu işler olurken devletin Aydın'daki valisinin ne yaptığı da önemlidir.
Siyasi parti pankartlarını indireceğine, vatandaşın yiyeceği iki tas yemeği yiyemeyecek duruma gelmesinin önüne geçmesi gerekir.
Ama bu işi, o pankartı indirmek için belediyeden istenen merdivenli araç verilmedi diye bizzat kendisi yaptıysa o zaman hükümetin bu işe el ataması gerekir.
Çünkü, intikam hiçbir valinin görevi olamayacağı gibi, intikam uğruna devletin vatandaşının mağdur edilmesi ise valinin görevden alınmasının önemli bir gerekçesidir.
Bunun için 'bu olmayacak iş' geçiştirilmemeli ve araştırılıp gereği yapılmalıdır.
KARŞIT GÖRÜŞ
İddialı olmak güzel de...
CHP İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu önce, '2011 seçiminde yüzde 50'nin altında oy alırsak başarısız olmuşuz demektir' cinsinden bir açıklama yaptı.
Ardından Ankara'da yeni yönetimle Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nu ziyarette 'İzmir'de referandumdan yüzde 70 hayır oyu çıkaracağız' dedi.
İddialı olmak güzeldir.
Örgütün motivasyonu açısından çıtayı yüksek tutmak da hoş.
Ama bir problem var.
Bu iddiaları gerçekleştirmek için bir bütün olmak gerekir. Ancak CHP şu an parça parça.
Dede ve takımı başka dalda oynuyor. İl yönetimi başka dalda. Aziz Başkan ve ekibi ise bir başka dalda.
Diğer partiler sahada harıl harıl çalışıyor, CHP ise İzmir halkının 'AK Parti karşıtlığına' güvenip ortada görünmüyor.
Güvenilen dağlara kar yağabilir ve yüksek hedefler tutmayabilir.
O zaman iddianın sahibi İl Başkanı Nalbantoğlu, 'ben beceremedim' diyerek istifa müessesini devreye sokacak mı?
Bir de bunu açıklasın.
KULAĞIMIZA GELENLER
Sağlık raporu sorunu!
Vatandaşların Karşıyaka ve Alsancak'taki Çocuk Hastanesi'nden engelli çocukları için sağlık kurulu raporu alması tam bir işkence oluyormuş. Rapor için sabahın 5'inde kalkıp sıraya geçen engelli yakınlarına doktorlar çocukları da görmek istediğini söylüyorlarmış. Sabahın erken saatlerinde engelli çocuk hastaneye nasıl gelir ki? Bu işi randevu sistemiyle çözmek zor mu?