Okul kıyafetleri, tekstil sektörü içinde hatırı sayılır bir ekonomik büyüklüğe sahip...
Sadece İzmir'de 15-20 milyon liralık bir iş hacmi var.
Türkiye genelinde ise milyar liraya yakın.
Anlayacağınız tekstil sektörü okul kıyafetleri sayesinde okul kayıtları başlamasından önceki ay ile okulların açıldığı haftaya kadar 2-2.5 aylık sürede önemli bir nefes alıyor.
Ekonomik hacim bu kadar büyük, faydası da azımsanmayacak kadar çok olunca, okul kıyafetleri piyasasında ister istemez sorunlar yaşanıyor.
Neler derseniz?
Bazı okul müdürlerinin, kıyafet üreten firmalar arasında haksız rekabetlerin yaşanmasına yol açması...
Bu konuda örneğin, geçen hafta kayıtlara başlayan Bayraklı'da Anadolu Lisesi yapılan bir okulda öğrencilerin sadece bir firmaya yönlendirildiği iddiası var. Hatta kıyafetlerin renk ve modellerinin kayıttan bir iki gün önce diğer firmalara bildirildiği ama bir firmanın daha önceden haberi olduğu ve kıyafetleri hazırladığı bile söyleniyor. Bu yüzden müdür ile bir firmanın kavga edip, karakolluk bile olduğu konuşuluyor.
Okul kıyafetleri piyasasında yaşanan bir olumsuzluk da okul aile birliklerinin gelir amaçlı eşofman, tişört gibi okul kıyafetlerini satarak vergi kaçağına neden olmaları.
Bir diğer sorun da iki ya da 3 yılda bir bazı okullarda kıyafet değişikliği yapılarak velilerin, öğrencilerin mağdur edilmesi.
Bir başka olumsuzlu ise piyasadaki firmaların da 'Bir kez alınıyor' zihniyetinden yola çıkarak kıyafetleri fahiş fiyattan satması ve velilerin bütçesini sarsması.
Sorunlara bakıldığında, okul kıyafetleri işi okullara bırakılmayacak kadar önemli duruma gelmek üzere.
İl Milli Eğitim Müdürlüğü bu işe el atmalı.
Öyle 2-3 yılda bir kıyafet ve model değişikliği bitmeli.
Her okul kafasına göre kıyafet belirlememeli.
Okul aile birlikleri mağazacılıktan vazgeçmeli.
Kıyafetlerin renk, kumaş ve modelleri aylar önceden bu üretimi yapan ve satan firmalara gönderilmeli son güne bırakılmamalı.
Kısaca, bu iş disipline edilmeli.
O zaman hem dedikodular biter hem de bu işten nemalananların nemaları biter.
KARŞIT GÖRÜŞ
Polis buralara baksın
Büyükşehir Belediyesi Hatay Caddesi'nin, Gazi Bulvarı'nın bir bölümünü kapatınca, bu kentin ara sokaklarının değeri daha iyi anlaşıldı...
Mustafa Kemal Sahil Bulvarı'nı Hatay Caddesi'ne bağlayan 98 Sokak gibi... Çoğunuzun adını bilmediği Bangladeş'in ilk lideri Mucibir Rahman Caddesi'ni izleyip 853 Sokak ve 862 Sokak'tan Fevzipaşa Bulvarı'na bağlanan yol gibi. Basın Sitesi'nin ara sokaklarını, İlahiyat Fakültesi'nin arkasındaki ara yollar gibi...
Hepsi birbirinden önemli oldular bir anda
Ara sokaklar önemli oldu ama kentin kendini bilmez sürücüleri yüzünden işkence olan trafik buralarda daha da işkence haline geliyor.
Bu ara yollarda kimi park ediyor, kimi kafasına göre bekleme yapıyor, kimi ise kimseye yol vermeden geçmeye çalışıyor.
Bu yollarda ters yöne giren mi ararsın, geçici konulan trafik ışıklarına aldırış etmeden canı istediği gibi geçen mi...
Ne ararsan var.
Bir tek polis yok bu ara yollarda.
O nedenle Mustafa Kemal Sahil Bulvarı'nda her kavşakta polis duracağına ana arter haline gelen bu dar sokaklarda en azından sabah ve akşam saatlerinde daha düzenli bir trafik için polis olmalı.
Olmalı diyorum çünkü her gün gelip geçtiğim bu yollarda hiç polis görmüyorum.
Ama trafik işkencesini had safhada yaşıyorum.