Değerli başbakanımız halka sunulan Anayasa Paketine vatandaşın oy vermesi için sığındığı liman “gözyaşı” oldu.
Pakete “evet oyu” vereceklerin 80 darbecileriyle hesaplaşacağını, hesap soracağını, bu referandumla sonuç da halk darbeye “evet yada hayır” kararı vereceğini söylüyor.
AKP referandum oylamasını darbeler üzerinden kurgulayarak “darbeleri istemiyorsanız bu Anayasa paketine evet oyu verin” demeye getirmektedir.
Başbakanın bir diğer stratejik planı ise 80 darbesi sonucu zindanlara atılan, darağaçlarında sallandırılan o dönemin ülkücü ve devrimci kesimine umut bağladığıdır.
Bu umudunu yeşertmek için de yazılan senaryoyu kürsüden icra etmesidir.
Cunta tarafından idam edilen ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu ve solcu Necdet Adalı’dan mektuplar ve şarkılar söyleyerek o dönemin acı çekmiş sağcı ve solcuların oylarını alabileceğini düşünmektedir.
Ülkücü şehit Mustafa Pehlivanoğlu’nın mektubunu okurken de gözyaşlarına boğulması, onu gören milletvekillerinin de “salya sümük ağlaması” inanılmaz bir kurguydu.
Başbakan Mustafa Pehivanoğlu’nın mektubunu okurken hiç şüphe yok ki “Oscar’lık” bir performans sergilemiştir. Ancak Başbakan bu mektubu da işine geldiği gibi okumuş, mektubu “tahrif” etmiştir.
Başbakanın işine gelmediği için “es” geçtiği şehidin mektubunda;
“Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah'tan bulsunlar. Şunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar.
Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır. Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın.”
Ülkücü şehit Pehlivanoğlu mektubunda özellikle vurguladığı “ALLAH DAVASI ÖLMEZ, MİLLİYETCİLİK YAŞAR” VE
“KELLEMİ VERDİĞİM BU YOLUN ZAFERİ YAKINDIR” sözleriyle, inandığı, yoluna gözünü kırpmadan idam sehpalarına çıktığı davasının Milliyetçilik olduğunu, Allaha olan inancının olduğunu” ifade etmektedir.
Ağzına bir türlü Türk milleti kelimesini yakıştıramayan başbakan Pehlivanoğlu’nun bu sözlerini de doğaldır ki “es” geçecektir.
80 ihtilalının o dönemin sağcı (Ülkücüler) ve solcu (Devrimciler) üzerinden “silindir gibi geçtiği” yadsınamaz bir gerçektir. Diğer bir gerçek ise o dönemde adına ister dinci deyin, ister takunyacı” deyin ne derseniz deyin bir kesim vardı ki 12 eylül cuntacıları bu kesime “tiske” bile vurmamıştır. Binlerce sağcı ve solcu genç hapislerde çürürken, “Bir soldan, bir sağdan” mantığıyla idam sehpalarında sallandırılırken bu kesim “ılımlı İslam” adına devlet kadrolarında boşalan yerlere yerleştirilmesi ise düşündürücüdür.
80 darbesi sonrası acı çeken, darağacında sallananlar arasında Sayın Erdoğan ve o’nun gibi düşünenlerden bir Allahın kulu yoktur. Şimdi Başbakan çıkmış acı çekmiş, hapislerde çürümüş bu kesimden oy istiyor, oy isterken de Oskarlık bir performansla “gözyaşları” içersinde istiyor.
Sayın Başbakanın temsil ettiğiniz zihniyet o dönemlerde acı çekmedi, hapislere atılmadı, o acıları yaşamadılar. Şimdi kalkmış eski ülkücülerden, MHP tabanından ve solculardan oy istiyorsunuz.
Bir kere Sayın Başbakan ve kadroları şunu iyi bilmelidir; Ülkücünün eskisi yenisi olmaz, ülkücü dünde ülkücüdür, bugünde ülkücüdür. Şayet siz kendini makam ve mevkie, paraya pula satan ülkücülerden medet umuyorsanız zaten onlar ülkücü değildir, davasına ihanet etmiş satılmışlardır. Bunlarında ne MHP tabanıyla nede ülkücülükle bir alakası yoktur.
Bu kez Başbakan “yanlış ata” oynamıştır. Ne MHP tabanından, ne de solcu tabandan bu pakete bir tane “evet” oyu çıkmayacaktır.