Her aklı-selim insan başarılı olmak ister.
Herkes belleğindeki, zekasındaki , dağarcığındakiler kadar başarılı olabilir. Daha çoğunu elde etmeye beyinleri bile izin vermez. Çünkü “o kadarını” düşünecek kapasiteleri vardır.
Başarının ve başarılının hazmedilmesi pek kolay değildir. Başarılıysan eğer, haset düşüncelere muhattap olmaya da hazır olmalısın. Unutma ki başarından dolayı mutlaka cezalandırılacaksın.
Başarını çekemeyenler hemen yanıbaşındadır aslında.Kibir ve enaniyetleri tavan yapmış bir şekilde işin temelindeki soru sormaya başlarlar:“ Neden ben değil de O? “
Önce başarılı olanın yüzüne gülücükler saçılır,takdir edilir. Sonrası ise biraz karışıktır.Hasetizm devreye girer. Bunlar, en kibar tarifiyle dedikodu diyebileceğimiz mekanizmayı devreye sokarak “başarılının kuyusunu en iyi nasıl kazarız” gayretine girerler. Üstelik bu işi tek başına da yapmazlar, birleşiverirler.
***
CHP’nin son büyük kurultayı tarihi bir kimlik kazandığından CHP’li olmayanlar tarafından da büyük bir ilgiyle takip edildi.
Ben de bu kurultayı vesürecini büyük bir dikkatle izleyenlerdenim. Çok kıymetli hizmetler vermiş bir genel başkan gitti,yerine umut yüklü yeni bir genel başkan seçildi. Türk siyasetindeki durağanlık, yerini heyecana bıraktı. Uzun zamandır beklenen siyasi rüzgar çıkıverdi. Yelkenlerini dolduramayan partilerin tamamı, rüzgardan faydalanmak için yelkenlerini doldurma gayretine girdiler. Yani siyasete tat geldi.
Bu renklenmede, tatlanmada farklı farklı ilkler yaşandı.
Örneğin, bir siyasi partide ilk kez bir il başkanının büyük kurultaya damgasını vurduğuna şahit oldum. Başkaca damga vuran,popüler pek çok isim de vardı elbette. Ama bir il başkanı bildiğim kadarıyla ilk kez yörünge belirledi. İlk kez bir il başkanı,siyasetin aslında il ve ilçe başkanlıklarıyla yapılabilen bir mücadeleler zinciri olduğunu anlattı,öğretti.
İl ve ilçe başkanlıkları bir partinin hayat damarlarıdır. Bu damarlardan akanlarla halk hareketlenir. Damarlarda tıkanma olması,yada yeterli tazyikte bir akışın sağlanamaması olumsuz sonuçlar doğurur. İl ve ilçe başkanlıkları işte en fazla bu nedenle “çok önemlidir.”
Bunları siyasiler iyi bilirler. Bilirler bilmesine ama nedense gereken önemi teşkilatlarına pek göstermezler.
Bu sadece CHP için geçerli bir durum da değildir.Hemen her partide bu üst yönetimi işgal edenler, seçildikleri andan itibaren pek çok şeyi önemsiz ve değersiz sayıverirler.
Buna en güzel örnek amiyane tabiriyle kurultay sürecinde neredeyse yalakalık yaptıkları delegelerdir.
Kurultay arefelerinde bu delegeler ve bu delegelere liderlik yapanlar baş tacı iken, ne olur da kurultaydan hemen sonra değersiz, önemsiz, işe yaramaz bir güruhlarmış gibi davranılır?
Çok değer veriyormuş gibi rol yaptıkları il ve ilçe başkanlıkları kurultaydan sonra neden görmezden gelinir?
Teşkilatların bağrından çıkan, olağanüstü bir performansla geçmişte tabu sayılanları cesaretle söyleyip hayata geçirenler, neden işi bitince kenara terk edilir?
Neden kendilerinin söyleyemediklerini söyleyenlere , cahil ,saf , deli, kahraman olma sevdalısı yada denek gözüyle bakıp, olmadık dedikodular çıkarırlar?
Bu cesareti göstermiş olanlara sahip çıktıkları zaman,yarın kendi yapacakları yanlışlıklarda da seslerini çıkarırlar mı diye korkarlar?
Çalışan , üreten, emek veren neden hep yalnız kalır?
Bu soruları uzatmak mümkündür.
Bunları ve bir fazlasını CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin yaşadı. Bir ilki başardı,emsal teşkil etti, diğer sessiz kalan lider ruhlulara esin kaynağı oldu. Ve başarısı cezasız kalmadı.
Söylenemeyenleri söyledi,ezber bozdu. Ama O, hizipçi, karışıklığın tek sebebi,kötü adam ilan edildi. Haketmedi bunları Gürsel başkan.