YOLLARA konan kasislerin geniş ve yumuşak olanlarına Talabani, arabayı şöyle yerinden zıplatan sert ve yüksek kasislere de Barzani deniyormuş Kuzey Irak’ta.
Biliyorum.
BBC’nin internet sitesinde okuduğum bu anekdotu aktarmakta fazlasıyla geç kaldım.
Çünkü TC plakalı arabayı kullananlar, o sert kasise çoktan girdi!
Umalım ki...
Kimse başını arabanın tavanına falan çarpmamış olsun!
Yine de beterin beteri var.
Örneğin şu söyleşi...
* * *
İsveç’te yaşayan Kürt gazeteci Arif Zêrevan soruyor:
- Siz hep bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasından söz ediyorsunuz. Bu, sizin umudunuz mu yoksa bağımsız bir Kürdistan’ın vakti mi gelmiş?
Mesud Barzani cevap veriyor:
- Bağımsız bir Kürt devletinin kurulması Kürtlerin hakkıdır. Komşu ülkeler, bu hakkı bir günah gibi görüyorlar. Ben bu “günahkarlık” perdesini yırtıp, onlara bunun bizim hakkımız olduğunu göstermek istiyorum. Talep etmemişiz ancak hakkımızdır.
Arif Zêrevan sorar gibi yapıyor:
- Komşu ülkeler, Kürtlerin bu hakkını, ayrılıkçılık ve kendi ülkelerinin parçalanması olarak görüyorlar.
Mesud Barzani konuşuyor:
- Kim, kimin ülkesini parçalıyor, kim, neyi nereden ayırıyor? Onlar, Kürdistan’ı sömürgeleştirerek dört parçaya ayırmışlar. Biz, kendi ülkemiz olan Kürdistan’ı birleştirmek istiyoruz.
Arif Zêrevan yine soruyor:
- Sizin bu düşünceleriniz karşısında, Türk yetkililerinin delirdiğini, çıldırdığını ve üstünü başını yırttığını gördüğünüzde ne hissediyorsunuz?
Mesud Barzani cevap veriyor:
- Ben, onların akıllı olmasını istiyorum; Kürt ve Kürdistan gerçekliğini anlamalarını istiyorum.
* * *
Ankara’da el bebek gül bebek karşılanan, İstanbul’da paşalar gibi ağırlanan Barzani, benzer sözleri tekrarlamadı mutlaka.
Ama yukarıdaki söyleşiden yine mutlaka haberdar olan “Türk yetkililer” nasıl olur da, böyle birine, böylesi ihtimam gösterirler?
Vallahi insanın deliresi, çıldırası, üstünü başını yırtası geliyor!