Bir Çin atasözü diyorki: “Soru soran beş dakika aptal yerine konur. Sormayan sonsuza kadar.”
Bugünlerde cevabını bekleyen sorular havalarda uçuşuyor. Nedense pek çok insan cevapları bilse dahi susmayı tercih ediyor. Oysa mitinglerin vazgeçilmez sloganı olan susunca sıranın onlara da gelebileceğini unuttuklarını fark etmiyorlar bile.
Doğru, hakikat, gerçek adına ne derseniz deyin değişmiyor ve karşımızda bizi bekliyor. Sırası geldiğinde, canımızı acıtınca bağırmaya başlıyoruz. İnsanoğlu böyle bir varlık. Kendine dokunana kadar izlemeyi, beklemeyi tercih ediyor.
İzmir’imizin yetiştirdiği güzel insanlardan biri olan Yılmaz ÖZDİL köşesinde yazdığı “ Kedi “ başlıklı muhteşem yazısında farkında olmadan pek çok şeye dahil olan insanlardan bahsediyor.
Ne zaman canımız yanarsa o zamana kadar bizdeki en meşhur atasözünde denildiği gibi: “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”
Ülkemiz gündemi enteresan bir hızla değişiklik gösteriyor. Hızına yetişmemize imkan yok gibi. Ama soru soran yok.
İletişim araçlarını sonuna kadar kullanan yetkililer, koca koca akademisyenler ekonomimizi konuşurken makro veriler ışığında her yeri pembe bir resmin içindeymişiz gibi gösteriyorlar.
Oysa gerçek dünya, yani mikro yaşam hiç de öyle değil.
Neden böyle yapıyorsunuz diye soran var mı? Yok…
İş ve aş kaygısı almış başını kendi zaferine koşuyor. Evine ekmek götürme gayretinde olan insanlar, yaptıkları mücadelenin ne olduğunu bilmeden, adeta doğaçlama bir yaşam savaşı veriyorlar.
Bankalar, tefeciler ya da fırsat kollayanlar kazançlarını katlamayı sürdürürken vahşi mahluklar gibi avlarının en zayıf anını kolluyorlar. Av olduklarını bilseler bile av olmayı kendine yakıştıramayıp “bana bir şey olmaz” mantığıyla yaşamaya çalışan çaresizliğin odağında yer alanlar düştükleri durumu kabullenmek yerine neden kurtulmak için gereken soruları sorup cevabını almıyorlar?
AB Uyum Yasaları adı altında yavaşça, sindire sindire geçilmesi gereken yaşam tarzına ani bir geçiş yapmamız isteniyor. Bu geçişi başaranın olmadığı, başarıyormuş gibi görünenlerin var olduğunu bilmemize rağmen neden bazı sorular sorarak bildiğimiz cevapları vermekten çekiniyoruz?
Soru sormak, doğru cevabı aramak ve haklı taleplerde bulunmak gelişmişliği gösteren detayların önemlilerindendir.
Bütün bunlardan sonra ülkemizin gerçek gündeminin kesinlikle ekonomi olması gerektiğini düşünenlerdenim. Demokratik açılım, Anayasa değişikliği, değişik paket yada torbalar, kaset, CD falan yaşam arenasında savaşanların hiç umurunda değil.
Ticaret yapan para kazanmak istiyor, borçlarını ödeyebilecek güce kavuşmak istiyor. Mutlu olmak, akşam evine gittiğinde çocuklarıyla şakalaşmak, onların masum isteklerini yerine getirebilmek istiyor. Kimseye muhtaç olmadan yaşamak istiyor. Evlatlarının iyi bir işte çalışmasını istiyor. Kısacası kesinlikle masum isteklerinin yerine getirilmesini istiyor.
Müziği duymayanlar dans edenleri deli sanırmış. Yaşam mücadelesi verenlerin yaptığı manevraları izleyenlerin de uzaktan dans izleyip yorum yapanlardan farkı yoktur aslında.
Gerçek başarı dükkan açmak değil, “açık” tutmayı başarmaktır. Bana göre gerçek başarı, şu zor günlerde mekanlarını ayakta tutmaya, açık kalmasını sağlamaya çalışan insanların yaptıklarıdır.