Türk Dil Kurumu sözlüğüne baktığımızda neredeyse inat ve
ısrar aynı anlama gelmekte. Aynı anlama gelse de bu iki kelimeyi birbirinden
ayıran bazı önemli farklar var.
İnternet kullanıcılarının epeyce eğlenceli oluşundan dolayı
çok tercih ettiği ekşi sözlük portalında inat için;“ harika insanların en kötü özellikleri ”
diye bir tanımlama yapılarak durum özetlenivermiş.
Aynı portalda ısrar için epeyce tarif yapılmış. Israrcılığı
çok fena bir şeymiş gibi göstermiş. Oysa her iki kelime yerinde kullanıldığında
o denli sıkıcı durumlar yaratmaz. Oyunu iyi okuyanlar için gerekli davranışlar
bile olabilirler. Bazı durumlar hariç, inat ve ısrarı keskin bir şekilde kötü
huy olarak değerlendirmemek gerekir.
Etrafımızda, hem inat hem de ısrarcı olanların bazılarının
çok başarılı, bazılarının iseyerlerin
dibinde denilecek durumda olduklarına şahit olabiliriz.
Bu halde olmalarının tek sebebi elbetteinatçı yada ısracı oluşları değildir. Bu
sadece ne için inat yada ısrar ettikleriyle doğru orantılı bir durumdur.
Mesela, çok sevdiğim bazı yakınlarımın arasında tadını
bilmedikleri bir yemeğin tadına bakmamak için inat edenler bile var.
O lezzeti tattırmak için kurulan övgü dolu cümlelere,
“hayır” diye karşılık vermek sanki onların bir klasiği olmuştur.( Güzel olanı
paylaşma isteğindeki ısrarcı ise adeta zavallı bir durumda karşısındakini ikna
etmeye çabalar durur.)
Enginarın şeklinden midir, isminden midir bilmem 40 yaşıma
kadar tadına bakmamıştım. Birgün itiraz şansımın olmadığı bir yemekli
toplantıda ısrar ile tadına bakmam istendi. Önyargımı zorla delerek tadına
baktığımda, kırk yılın bu tadı almadan boşa geçtiğini farkettim.
Anlamsızca , boş yere inat bize pişman olacaklarımızı bile
anlama fırsatı vermez. İnsan bilmediği tatmadığı birşeyden dolayı pişman dahi
olamaz.
Bu benzetmeden sonra ,bir de doğru olmadığı malum olan
konulardayapılan ısrar ve inatları
örneklemek gerekir. Bu durumlar gurmelik gibi tadına bakmaya pek benzemez.
Hem inat, hem de ısrarla “ ben yaparım olur, doğrusu da
budur” mantığıyla baskı kurmak doğru değildir.
Bazı hassas konularda ortak akıl gerekir.
“ Fırsat bu fırsat ” mantığı, yönetenlerde en sonda bile
düşünülmesi gerekli bir detay olamaz. Çünkü o ehliyet, sadece yönettiklerinin
mutluluğu için ona verilmiş bir“ yerine
kullanım hakkı ” dır. Aileden başlayan bir zincirle devam etmek gerekirse
hemşehri derneklerinde de , devlet yönetiminde de bu böyle olmalıdır.
Yaşadığımız sayılı günlerde sürekli gergin bir durumun
olması, kurumların yada başka bir ifadeyle kurumların başlarının birbirleriyle
olan hesaplaşmaları, yönettikleri için karamsarlıktan başka bir şey yaratmaz.
Ekonomik sıkıntıların adeta ciğerlerimizin en dip hücrelerinde
hissedildiği şu günlerde hepimiz küçük şeylerle mutlu olmaya çalışıyoruz.
Gündemler sürekli değişirken, bakıyoruzki sadece ekonomik durumumuz gündemde
değil. Evine ekmek götürme gayretinde olan bizler, “ artık yeter ” diyoruz.
İnat ve ısrarı birlikte uygulamaya koymak mantıklı değil.
Çünkü ortada gurmelik yapmamızı gerektirecek bir yemek yok. Bu tadı daha önce
tatmamış olanların tahmini olarak “ bu yemeği ben pişirdim nasılsa güzel
olmuştur ” demesiyle ağzımızı yüzümüzü buruşturup , bizi hasta edecek bir tadı
tatmak uygun bir durum olmasa gerek.
Artık gün ortak aklın günüdür. Kimsenin emin olmadığı
şeyleri denetmek, denenmesi için inat ve ısrara başvurması esenliğimiz için
zaman kaybından öte gidemez.