Bu hassas konuya nasıl bir giriş yapmak lazım diye epeyce düşündükten sonra, “ Merd-i kıpti şecaat arzederken sirkatin söylermiş “ diyerek başlamanın uygun olacağına karar verdim.
Aman yarabbi; nasıl bir 2009 yılıymış,hafızalardan kazınması neredeyse imkansız. Kimilerine göre faydalı, kimilerine göre ise gereksiz ve tehlikeli pek çok şey ülkemiz gündemini işgal etmiş durumda.
Bunlardan biri de Fener Rum Patrikhanesi ve ona geçtiğimiz aylarda fazlasıyla yetkili kişilerce yapılan , beklentiye sebep olan vaatlerdi. Bu konu ilk anda tartışıldı,sonra azaltılarak zamanlaması beklenmek üzere kuluçka rafında beklemeye çekildi.
Ve zaman geldi, konu raftan indi. Kuluçka doğmaya hazırdı.Sayın Patrik Amerikan CBS Televizyonunda durumunu arz edip, doğumu gerçekleştirmeye başladı:
“Türkiye’de kendimi çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum.”
Birden, bütün Türkiye’de tek bir soru dolanmaya başladı : “nasıl yani?”
Evet,nasıl yani?
Uzun yıllardır tek bir sorun çıkmadan birlikte yaşadığımız ve birbirimizi kardeş ilan ettiğimiz vatandaşlarımızla aramızı germeye kimin ne hakkı olabilirdi?
Hiç kimsenin hakkı olmadığı aşikar.
Peki Patrikane’nin lideri kendisine böyle bir soru sorulduğunu söyleyip ,neden bu denli ağır bir soruya “evet” demişti?
Bunun cevabını hemen herkes biliyor,ama ülkesini sevdiğinden sesli bir biçimde ifade etmekten kaçınıyor. Zaten devletler de kendi niyetlerini asla açık etmezler ve adına diplomatik denilen ima yollu,düşündüren,yoruma açık cümleler kurarlar.
Biz ülkesini,vatanını,milletini sevenler de bu konuda kendi kendimize bile “diplomatik” cevaplar veriyoruz. Sakın hiç kimse bizim için “öf be nasıl da yediler” falan diye düşünmesin, çünkü bu düşüncenin sonu gaflettir.
Patrikane’nin sözcüleri solo ve koro halinde diyorlarki; “bu bir deyimdir, maksadını aşmasına izin verilmemeli”
Peki,izin vermeyelim. Ama eğer izniniz olursa bir araştıralım bu deyim ne diyor,neleri kastediyor.
İngilizce’de "Crucified"(Çarmıha gerili) benzetmesi; işlemediği bir suç yüzünden iftiraya uğrayıp, boş yere eziyet gören ve acı çeken masum anlamında kullanılıyormuş. Başka bir manası da “hedef tahtası” anlamına da geliyormuş.Yani halk arasındaki karşılığı bile epey ağırken bir de bunu kullanan kişinin iyi bir eğitim almış ve dünya liderliğine soyunmuş biri olduğu düşünülürse öyle rastgele falan kullanılamayacağı “diplomatik” anlamının ne denli şiddetli olacağı hemence anlaşılır.
Ayrıca şiddetle ve ısrarla bunun bir deyim olduğunu söyleyenlere sormak istiyorum : ” deyim olması neyi değiştirir ? ”
Anlamı azap çekiyoruz demek değil mi?
Çarmıh yerine azap çekiyoruz deseydi ifade de ne değişecekti?
O zaman adama sormazlar mı : “ uzun yıllardır iç içe yaşıyoruz Sayın Patrik ,siz veya cemaatiniz ne azabı çekiyorsunuz, ve neden bizler bunu anlayamıyoruz? ”
Bence sizi rahatsız eden eşit oluşumuz. Bu ülkede kimseye farklı bir tavır ,ayırımcılık gösterilmemesi,rahat yaşamak sizi rahatsız etmiş olabilir. Bazıları tarafından çokça tartışılsa da, bazı gerçekler asla değişmez. Örneğin,Patrikanenizin bulunduğu İstanbul’umuzun güzel ilçesi Eyüp’de , pek çok camiimizin bağlı olduğu Eyüp Müftümüzle birlikte tamamen eşit şartlarda yaşamıyor musunuz?.
Eğer bir sıkıntınız varsa Eyüp Kaymakamımızın size elinden gelen destek ve yardımı yapacağına hiç şüpheniz olmasın. Çünkü sizin cemaatinize mensup kardeşlerimizle, vatandaşlarımızla bizim bir sıkıntımız yok.Tam tersine “ayrımsızca,eşit” bir şekilde yaşamaya devam etme kararlılığındayız.