Haftanın ilk günü elektronik posta kutuma düşen iletilerden ikisi hoşuma gitti. İlkinde "Türk insanı para gibidir. Işığa tut, içinde Atatürk yoksa sahtedir" deniliyor.
Diğerinde ise Büyük Kurtarıcı'nın verdiği derslerden biri güncelleştirilmiş.
Hikaye şöyle: Başbakan İnönü saat 18.00 sularında Atatürk'ü ziyaret eder, şöyle bir diyalog oluşur:
"Hayırdır İsmet, habersiz geldin"
"Paşam, azınlıklar meselesi. Konuyu Meclis'e getireceğiz, ne diyorsunuz?"
"İsmet bugün geç oldu. Yarın erkenden gel, konuşalım."
İnönü çıkınca Atatürk bütün görevlileri toplar, "Sadece laleler kalsın. Bahçedeki diğer bütün çiçekleri sökün, atın. Derhal" talimatını verir.
İsmet Paşa sabah geldiğinde bahçenin halini görünce görevlilere, "Ne oldu böyle?" sorusunu yöneltir. "Gazi Paşa Hazretleri emrettiler, söktük" yanıtını alır ve makama çıkar. Bahçenin durumunu sorar.
HERKES ÖZ EVLAT
"Azınlıkları söküp attım İsmet" yanıtını verir Atatürk ve ekler;
"İsmet, ben 'Ne Mutlu Türküm Diyene' sözünü boş yere söylemedim. Kendini Türk hisseden herkes bu vatanın öz evladı. Ben hayatta olduğum sürece bu böyle bilinsin. Ve sakın azınlıklar ile ilgili bir kanun filan çıkarılmasın."
Hikaye, Said-i Nursi ayaklanmasını, Dersim isyanını dillerine dolayan, Atatürk'ü neredeyse soykırımcı ilan eden sahte liberallerin, dönmelerin ağızlarına kapak olsun.
Atatürk yaşamının hiçbir karesinde din, dil, ırk, kan, döl ayırımı yapmadı. Cumhuriyet'i, bu büyük ulusu, dinsel ve etnik temeller üzerine değil birlik, aynı ülkü ve idealler üzerine kurdu. "Türk, Kürt, Rum, Ermeni, Çerkez, Arap veya Yahudi olsa ne yazar, adam olmayınca" lafı O'nundur. Adam olmayandan kastı, başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet devrimlerine ve üniter yapıya karşı çıkanlardır.
LEGALİTEDEN DÖNÜŞ
Bizler aynen Atatürk gibi düşünüyor ve hissediyoruz. Türk, Kürt, Rum, Ermeni, Sünni, Alevi, Musevi farketmez. Yeter ki laikliğe, devrimlere, ulusal bütünlüğe itiraz etmesin, yani adam olsun.
Bazıları adam olmamakta direniyor işte. Yine kalleşçe, kahpece pusu ve yedi şehit. İçimiz kan ağlıyor.
Bu satırlar yazılırken Anayasa Mahkemesi'ndaki kapatma duruşması sürüyordu. Dosyaya göre DTP terör odağı. Kongrelerini hatırlıyorum, Başkent'in göbeğinde Kandil'dekiler kadar rahatlardı. İstiklal Marşı'nı tanımadılar. Salonun dört bir yanı Öcalan posterleri, PKK'nın askeri ve siyasi kanatlarının afişleriyle kaplıydı. 20 bin kişi "Öcalan'a özgürlük" diye bağırdı. "Oramar" adlı türkü yani Dağlıca baskınını düzenleyen teröristlerin türküsü sürekli fon müziği olarak çalındı.
YİNE AZITTILAR
Şimdilerde bebek katilinin hücresini bahane ederek yine azıttılar. Hükümetin iyi niyetli barış ve kardeşlik projesini sabote etmek için ellerinden geleni arkalarına koymuyorlar. İzinli izinsiz boykot yürüyüşleriyle, mitinglerle Güneydoğu kentlerini savaş alanına çevirdiler. Küstah demeçleriyle bütün ülkeyi geriyorlar. Devletin Öcalan'ı muhatap almasını isteyebiliyorlar.
Legal bir partinin terörü ve teröristi övme, kutsama hakkı olabilir mi? Bir ülkenin milletvekilleri, kendi ülkelerini bölmek isteyen ve bunun için savaşan terör örgütü üyelerini koruyan ve savunan demeçler verebilir mi? Protesto gösterileri düzenleyebilir mi? Kandil'deki emperyalist köpeklerini övebilir mi?
Yeter artık. Biz Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, dinlisiyle, dinsiziyle bu topraklarda, kansız, silahsız, mayınsız kardeşçe yaşamaya kararlıyız.
Ne pahasına olursa olsun.