İşadamı dostumuz çok. Aralarında vazgeçilmezler var. Esat Abi bunlardan. "Kırmızı" diye hitabeder bana. İzmir'e göçtükten sonra görüşmelerimiz azalsa da muhabbetimiz kesilmedi.
Bizim memlekete modern tekstili o soktu. Denizli "Anadolu Kaplanı" olduysa bu gelişimde payı büyüktür. Salt Denizli tekstilinin değil Türk tekstil sanayinin duayenidir. Pek çok ilke imza attı, ihracata öncülük etti.
1970'lerin başında kurduğu Denizli Basma Sanayi DEBA'nın, yani Denizli tekstilinin "Amiral Gemisi"nin kapısına geçtiğimiz günlerde kilit vurmak zorunda kaldı. Bankalar hayat damarlarını kesti. Eserini korumak, işçilerini kapı dışarı etmemek için varını yoğunu sattı ama akıbeti önleyemedi.
Oysa dünya markası yaratmıştı. Avrupalarda, Amerikalarda vitrinleri, rafları, DEBA'nın Banana'sı, Tommy Hilfiger'i, Hugo Boss'u, Unıque Art'ı süslüyordu.
İŞÇİ BABASI
Ne olduysa işçi sevgisi yüzünden oldu. "İşçiyi sevmek enayiliktir" diyen meslektaşlarının aksine binlerce işçiye en güzel imkanları tanıdı. Sendikayı kabul etti. Ne yazık ki fabrikanın çarklarının durmasında o sendika ve bankalar gaddarca başrol oynadılar.
Fabrikayı kapatıp trilyonluk varlığıyla ABD'lerde yaşamını sürdürebilirdi. En azından birçokları gibi fabrikasını yurt dışına taşıyabilirdi. Yapmadı yapamazdı çünkü vicdanı kurumuş patronlardan değildi, emeğe saygı genlerinde yatıyordu.
Kentli zengin, kentli seçkindi ama aynı zamanda halktan biriydi. Birinci mevkideydi ancak ikinci üçüncü mevkideki yolcuları asla dışlamıyordu. İşçinin, fakirin dilinden anlıyordu. Pasternak'ın ünlü "Paylaşılmayan mutluluk mutluluk değildir" sözüne şiar edinmişti.
ÖNDER
Halkçılığı kadar sivil toplum önderliğiyle de ünlüydü. Denizlispor'dan yetiştirme yurduna, huzurevinden hastaneye, okula, parka, bahçeye, ormana her görevin, her kurumun içindeydi. Diyebilirim ki antik kent Leodikya'yı o keşfetti. Tarihin bu en büyük metropolünün günyüzüne çıkması için azımsanmayacak bir servet harcadı.
Halkçılığı, sivil toplumculuğu siyasilerin ağızlarının suyunu akıtıyordu. Hemen her partiden milletvekilliği, belediye başkanlığı teklifi aldı, elinin tersiyle itti. Siyasetle uyuşması söz konusu olamazdı. Çünkü Esat Sivri, karşısında kim olursa olsun söyleyeceğini eğilip bükülmeden, doğrudan, katlayıp bükmeden söylerdi.
Son dönemde krizin, tekstilin, Denizli'nin durumunu devletin en tepesindekilere, ilgili herkese tek tek anlattı. Ne yazık ki o ilgililer, yetkililer konulara, sorunlara yukarıdan kuşbakışı baktılar.
AVUTTULAR
Esat Abi'nin başına gelenler Türkiye çapında yankı yaptı, üzüntü yarattı. "Batmanın da bir şerefi var. Har vurup harman savurmayan, çalıp çırpmayan, çalışanın hakkını vermeyen, kazandığını yata kata değil şirkete yatıran sanayici, kriz nedeniyle batış noktasına geldiyse, bunun da bir şerefi olduğu unutulmamalı" şeklinde özlü sözlü kendine yaraşır sözler, medya başlıklarına yansıdı. Son olarak şöyle dedi:
"Yıllarca aslansın kaplansın diye avuttular. Kaplan ne iş yapar? Aslan ne iş yapar? Bizim yaptığımız işe eşeklik denir. Hep yük taşıdık çünkü; eşeklik yaptık. Sayamayacağım kadar çok borcum var. Param yok, borcum çok. İş arıyorum. Bana uygun bir işiniz varsa talibim. Hala yük taşıyabilirim. Benim tecrübemden yararlanmak isteyen varsa emirlerine amadeyim. Hala eşeğim yani. Hala eşek gibi çalışabilirim."
İşadamları, unutulmaması için bu lafları zihinlerine zimmetlemeli.