Güzel İzmir…
Profesör bir dostumuzla ülkemiz üzerine sohbet ederken, eğitim-öğretim konusundaki saptamalarına şaşırmamak elde değildi. Hocam dedi ki: “ üniversitelerimize gelen gençlerin büyük bir bölümü 60-70 Türkçe kelime konuşuyor,daha da vahim sayıda kelime kullananlar ise hiç de az değil”
Nasıl yani? 60- 70 kelime mi?
Bu konu üzerine epeyce tartıştık,eğer durum hocamızın dediği gibi ise “çıra gibi yandık” benzetmesinde fikir birliğine vardık.
İşin en ilginç tarafı,bu kadar kelime ile normal bir insan asla meramını anlatamaz, kendini ifade edemez. Satıcı olsa malını satamaz, alıcı olsa ne aldığıyla ilgili doğru bir bilgiye sahip olamaz vs.vs.
Şimdi gelelim Güzel İzmir’imize.
“Fırsatların kazası olmaz” derler.
Kazasını yapamadığımız pek çok fırsatı burada anlatmaya sanırım gerek yok.
Yani önümüzdeki maçlara bakmak lazım derken bakıyoruz ki tam da önümüzde ciddi bir maç var : ”Çin’li otomotiv firması DFM'nin (Dong Feng Motor) ülkemizde yatırım yapacağını açıklaması.”
Bunun üzerine ne yapmak lazım? Neresinden başlamak lazım ve en önemlisi bu yatırımcılara ne dememiz , onları nasıl ikna etmemiz lazım?
Acaba biz bu yatırımcıları; “gelin güzel İzmir’imize yatırımınızı yapın. Hem bizim Kordon boyumuz da şahanedir.İmbat eser yazları,iklimimiz de pek güzeldir. İncir’i tescil ettirdik,artık bizim markamız.İzmir’in kızı deniz,denizi kız kokar. Faytonları yeniledik,kordonda gezerken rahat edersiniz. İsterseniz nargile keyfi bile yaparsınız …” diyerek ikna edebilir miyiz?
Hiç sanmıyorum.
60-70 kelime ile kendini ifade edemeyen gençlerin endişesini tartışırken,acaba biz bu konuda ne yapacağız? Bu işi nasıl başarmayı düşünüyoruz? Bu kıymetli yatırımcıları cebimize kaç kelime koyarak İzmirimize yatırıma ikna edebiliriz?
Bana göre tartışılması gereken konu bu.
***
Kordon Yolu…
Başından beri Kordon yolu hakkında farklı düşünen grupların olduğunu biliyorum. Arnavut kaldırımı olmasını beğenenler,istemeyenler; araç yolunu dar bulanlar,iyi diyenler; otopark alanlarını yetersiz bulanlar, yeterlidir diyenler; Kordon’a araç girişi olmasın diyenler, hayır girsin diyenler… gibi pek çok farklı düşünen insan grupları mevcut. Hatta, karşıdan karşıya geçen, yürüyüş yapan kadınların sık sık ayakkabılarının topuklarını kırdıkları için neredeyse yedek pabuçla kordona indiklerinden bile bahsediliyor.
Ama benim değinmek istediğim konu başka: Kordona araç giriş saatleri.
Kim ne derse desin,İzmir’in en önemli problemlerinden ilki trafik sıkışmasıdır. Akşam ve sabah trafik çekilmez bir azap halini alıyor. Nedense sanki “alışmak zorundaymışız” gibi bir tutum sergilemekte, itiraz etmemekteyiz. Oysa gelişmiş toplumlara atıfta bulunanlar,biz trafikzedelere adeta ortaçağ işkencesi gibi bir tavır sergiliyorlar ve bundan rahatsız bile olmuyorlar.
İzmir’de trafik tı-ka-nı-yor. Bu gerçeğe kayılmayanınız var mı acaba?
İçinde bulunduğumuz mübarek ramazan ayı içerisinde oruç tutarak ibadet edenler sabır sınavı da verirler. Ama bu sabrı trafikte sınarsanız durumu hiç de hoş sonuçlar doğurmuyor.
Cuma akşamı araçla kordona giriş saati 18:00 ‘de bitiyor.
Mantığa bakar mısınız? Saat 18:00 de İzmir’i birbirine bağlayan ana bağlantılardan biri kapatılıyor?
Peki neden?
İşinden evine giden,yazlığına giden,hastaneye giden,kısacası işi olan olmayan herkes adeta işkence çeker gibi ulaşım yapıyorlar.
Liman tarafında kordon girişine konulan bariyerlerin önündeki görevlilerin sırıtma ifadeleri ile yolun kapalı olduğuna şahit oluyor ve haklı olarak soruyorsunuz; neden bu saatte bu yol kapanır?